Nam-ı Diğer HAYAT

Arkadaşlar uzunca zamandır yazıyorum. Bazen bir satır  ,  bazen paragraflar boyunca yazıyorum. Tabi yazmak zor iş, zahmetli bir iş en başında. E bir de imla kuralları , anlam düşmesi falan derken kontrol etmekte epey zaman alıyor. Sırf bu zorluklar yüzünden üşeniyordum yazmalara. Bir de arkadaş kafamda öyle şeyleri yaşıyorum ki yaz yaz bitmez. Hadi bitirdim okuyacak insan yok. Bu gibi sebepler silsilesi derken yazmıyorum. Öylece geçiyor aklımdan geçmekte olan.O an bir pencereden bakıyorum duygu ve düşüncelerim farklı. Zannediyorum ki hep bu pencereyle bakabileceğim dünyaya yeniden yeniden.Derken bir bakmışım ki bir anın içinde baktığım pencereyi unutmuşum. Halbuki yazmış olsaydım geriye dönüp o pencereyle bir kez daha bakardım.
Dün öyle karıştırıyordum az da olsa geçmişte yazdıklarımı. Yahu bir an da o ana geri gittim. Duygularıma varana kadar.Anladım ki yazmak bir nimet. Sadece insanlar okusun diye değil gelecekteki sen oku diye güzelmiş aslında yazmak. Bir fotoğraf çekmek gibi lakin biraz farklı. Burada duygu ve düşüncelerini resmediyorsun adeta. Neyse sizlere neden yazmak güzelmiş bir kez daha anladığımı yazdıktan sonra
geleyim esas konu nam-ı diğer hayat ‘ a . Hayat ne garip derler ya , acayip bir karmaşaya sahip ama bir o kadar da anlaşılır . Çok hızlı ama bir o kadar da yavaş . Çok güzel ama bir o kadar da acı verici . Bu hayat sınavı sınav olmasının hakkını gerçekten iyi veriyor.

Ölüm acı bir gerçek , hayat ise tatlı bir yalandır derler ya hani. Yoktur bunun aksini söylecek bir fani. Hayatın boğazımı sonuna kadar sıkmadığı zamanlar , enine boyuna düşünüyorum hemen her an. Biz kimiz , nereye gidiyoruz doğrularımız gerçekliğe ne denli yakın. Ya da bu doğru dediklerimiz bizlere anlatılan bir yalan mıdır diye. Şimdi o kadar zor ki doğru hakkında hüküm vermek. Düşünün ki bilim bizlere gerçekleri ancak emin olduğunda kabul edip söyler. Aslında bilimin söylediklerini hepimiz gidip aynı yöntemlerle teyit edebilir miyiz? Tabi ki hayır ancak en temel şeyleri yapıp güveniriz geri kalanı için. Öte yandan bilim bize dese ki kardeşim mars ta su bulduk. Eee yaşayabiliriz hazırlanın. Bunu da güçlendirecek photoshop lu resimler atsa ortaya kim yalanlayacak. İlla ki anlaşılacak da o zaman kadar hepimiz bunu doğru kabul etmiş oluruz. Yani bir doğru nerden gelirse gelsin ileride yalanlanabilir duruma gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir. Lafın özü tamamen ve ya kısmen yalanlara dayanan bir doğrular bütünün içinde var olmadığımızı kim ispatlayabilir ki? Örneği gerçeklere en yakın giden bilimden verdim lakin bilimin cevaplamadığı devasa konular var. Burada kültürlerin kendi içinde farklı farklı yanıtları , doğruları var.Bunların hangisi gerçeğe en yakın doğrulardır. Kim cevaplayabilir?

Gelelim şimdi bu karmaşaya benim verdiğim cevap. Hayat kısa zor bir süreç. Kim olduğumuzu , fırsatlarımızı sayısız ihtimallerden seçerek belirliyoruz. Bazı seçimleri biz yaparken  bazıları bizim dışımızda dayatılıyor. Biz ki bir kendimize bakalım ve soralım şu an a kadar seni sen yapan bu kişinin kendine ait hangi görüş ve bilgisi var. Hayatı anlama adına ne denli doğru dediğin bilgi birikimin var. Senin dediğin bilgi ve birikimin dayandığı şeyler nedir ve nereden geldi ? bu soruları sor. Cevap çok kolay. Hayat.Doğdun toplum , annen baban , ilkokul öğretmenin , ilk aşık olduğun kişi , sınıf arkadaşın , köyün , evin kısacası her şey. Bir sürü dayanakların sonucunda sen bir doğru zinciri kurmaya başlıyorsun ve yıllar içinde bu zinciri öre öre gelişiyorsun. Bir zincirin yoksa o an öğrendiğin konu ve ya bilgi ye erişecek işte o zaman o doğrudan uzaklaşıyorsun. Kısacası cahil kalıyorsun.

Nam-ı değer hayat. Bugün bize sunduğu doğrular yarının toplumun yalanladıkları olabilir. O yüzden açık olmak gerekir her doğru diye ortaya konulan argümanlara . Akıl süzgecinden geçir ve sendeki ve yenisi üzerinde kıyas yap. O anlık en doğrusuna inan ve devam et . Taki gerçeğe en yakın olana dek. Hayatı iyi anlamak ve tekrar tekrar nerden geldiğimize bakıp geleceğe göz dikmek gerek. Hayat nice “gerçekleri ” barındırıyor içinde ve bizler onu anlamada da o kadar cahil yaşıyoruz ki…

Yine uçtu bu Umut 🙂 duyuyorum az sövün …

Yazar: Umut AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir