SİGARA İÇENLER, AZALTMAK İSTEYENLER, BIRAKMAYI DÜŞÜNENLER Bölüm 2

Çok kısa müsaade edin “nasıl, niye başladığımızın” etrafında da bir tur atayım.

Sigaraya başlama yaşları “genelde” ergenlik ve gençlik yıllarıdır. Gençlikte sürekli bir şeyler ispat etme derdindeki kişi, kişiliğine biraz karizma eklemek için ve büyüdüğünü ispat etmek için arkadaşlarından da etkilenerek başlar.


Ben 1990 senesinin yaz aylarında, bir akşam başlamıştım. Anlatayım mı? “Anlatma” diyenler bu paragrafı atlayabilirler. 16 yaşında, atarlı ama tutarsız bir genç iken, bir akşam yan apartmanın balkonundaki, atarsız ama tutarlı gibi gözüken, yaşı yaşıma denk bir kız ile çekingen şekilde bakışıyorduk. Sonra kız içeri gitti ve balkonun ışığı kapandı. Çok geçmeden elinde bir sigara ile sahneye tekrar girdi. “Lan olm kız sigara içiyomuş ya la” dedim kendime. (Kendimle biraz argo konuşurum. ) O an, ne kadar genç ve hızlı isem artık, eğer varsa, “terlik giyip aşağıdaki bakkala inip, o kovboy reklamındaki sigarayı alıp tekrar balkona çıkma” rekoru varsa kesin kırmışımdır. Sigarayı göstere göstere yakarken bir yandan “öksürmesem bari” diye korkuyor, diğer yandan kızı karanlıkta görmeye çalışıyordum, baktığımı belli etmeden tabi. Herneyse, öksürmemeyi başarmıştım ama kızı henüz görememiştim. “Ya bover kızı şimdi, ne güzelmiş bu yaa, başım döndü” dedim kendi kendime. Kızın karanlık balkonunda bir kez daha yandı sigara. “Aha, o da beni seviyo” diye düşündüren bu hareketle daha fazla gaza geldim. Tam gazın en yüksek seviyesinde, kızın balkonunun ışığı yandı ve bir baktım sigarayı içen kızın anasıymış… 16 yaşında bir gence bu yapılmazdı. Sadece 90larda değil. Hiçbir zaman yapılmamalı.. Her neyse “atarsız ve tutarlı genç kız değil, artık elimdeki paket olacaktı sevgilim”. “Hem ben kirliydim artık. Ona layık değildim.” Gerçi anası daha kirliymiş. 15 dakikada 2 sigara içti. Ahmet Kaya şarkılarını dinlemeye başladım, tesbih edindim. O yaşlarda sigaraya başlayanların kulakları ileriki yaşlarda diğerlerine göre daha iyi duyuyor olmalı. Okulda müdüre, öğretmene yakalandıkça çekilmekten normalden büyük olurlar çünkü. Bendede öyle oldu. İşte böyle, başlanıyor sigaraya. Hepimizin benzer hikayeleri vardır. Hikaye çok önemli olmasa da, hikayedeki detayları iyi analiz etmek gerekir.

(Benim anımı okumak istemeyip, paragrafı atlayanlara ceza olsun. Onlardan habersiz size anlatıyorum bu kısmı). “Bana ne güzelmiş lan bu” dedirten baş dönmesine sebep olan madde nikotindi. Nikotin, vücudumuzda bulunan ve nikotinik asetilkolin reseptörleri adı verilen noktalara bağlanır ve temelde vücudumuzun iki farklı noktasını etkiler: merkezi sinir sistemi ve adrenal medulla. Vücuda girdikten sonra adı geçen reseptörlere bağlanan nikotin, dopamin gibi iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmiterlerin salınımını tetikler. Yani ben “boşver yaa kızı falan” dediysem, bu nikotin yüzündendi. Yoksa vazgeçmezdim sevdamdan. Tütün dumanı aynı zamanda monoamin oksidaz inhibitörü adı verilen maddeleri barındırır ve bu maddeler de dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmiterlerin dolaşımını arttırarak hem bedenimiz, hem de zihnimiz üzerinde bir takım değişikliklere sebep olur. Sigara dumanını çektiğimiz andan itibaren bu etki yedi saniye içerisinde gerçekleşir ve yaklaşık iki saat boyunca sürer. Sigarayı bırakınca yaşanan yoksunluğun çok yoğun olması, nörotransmiterlerde meydana gelen bu değişimle açıklanmaktadır. Yani daha sade bir ifade ile “geçici zevk veren bir şey olan sigarayı” bıraktığımızda, dopamin, seratonin gibi iyi hissetmemizi sağlayan hormonlar alıştığımız düzeyde olmadığı için sinirli sıkıntılı ve mutsuz oluyoruz.

Nasıl azaltacağız veya nasıl bırakacağız?

Beni tanıyan üyelerimiz, her zaman kendi deneyimlerimi tavsiye olarak aktardığımı bilirler. 1990 yılından beri aktif içici iken, nasıl oldu da bir anda bıraktığıma geçmeden önce nasıl bir tiryakiydim, bunun üzerinde durayım. Azaltmak isteyenlere tavsiye niteliğinde olsun. Yıllar boyunca, biri askerde olduğum zamana denk gelen kısa birkaç dönem dışında “günde bir paket, iki paket” gibi miktarlara çıkmadım. Askerde efkar dağıtmak için, üniversite yıllarımda ise arkadaşlarla sabahlara kadar vizelere finallere çalışırken aştım kendime ait limiti. Onun dışında, Türkan Şoray gibi kriterlere sahip oldum hep. Türkan hanım’ın da, bir filmde oynamak için birçok kriteri varmış. En meşhuru, hiçbir filminde göremediğimiz “öpüşme” sahnesini asla kabul etmemiş olmasıdır. Her neyse, sigarayı ne için içtiğini sorgulamalı insan. Ben öyle yaptım.
Soru 1- “Neden içiyorum?” diye sordum kendime. Her ne kadar saçma sapan gerekçe sunduysam da, vicdanen kabul edebileceğim geçerli tek neden vardı. Keyif için…. Evet keyif için içiyordum.
Soru 2-Peki sigara içmek keyifli mi? Cevap: Bazen evet, bazen hayır.
Soru 3-Peki sadece içerken keyif aldığın zamanlar, hangi durumlar içerisindesin? “Bunlar kendime sorduğum sorular) Cevabı uzunca bir süre düşündüm. Evet biliyordum bu sorunun cevabını da. Karnım açken eziyet veren sigarayı tokken keyifle içiyordum. Yanında çay varsa daha güzel oluyordu. Otururken ayakta olduğumdan daha fazla seviyordum içmeyi. (buralarda sigaraya özendiriyormuşum gibi geliyor biliyorum, ama biraz müsaade edin) Yürürken nefret ederdim sigara içmekten. Araba kullanırken içemez, iş yaparken ağzımın kenarında tutup yüzümü gözümü duman kokusu da yapamazdım. Evet madem keyif almak istiyorum. Neden bunlar dışındaki zamanları seçmiyorum. Yani, sigara içmek için tok olmalı, çay içmeli, oturuyor olmalı, iş yapmıyor olmalıyım…… Ben işim gücüm gereği gün içerisinde böyle bir zamanı sadece 3 kere yakalıyorum. Ve sadece bu 3 zamanda içtiğim birer dal sigaradan zevk alıyordum. Yıllarca günde 3 veya en fazla 5 dal sigara içtim. Çünkü şu saydığım 3 hal dışında canım sigara istemezdi. Pavlov’un köpekleri deneyindeki gibi sadece o şartlar oluştuğunda içmek isterdim. Bir haftada bir paket bitiremediğim olurdu. İşte size bırakamıyorsanız da, nasıl azaltırsınız anlattım. Kendinize sorular sorun. Ne istediğini sorun, istediğinden fazlasını vermeyin. Böyle yaparsanız, bırakmanız için de zemin hazırlamış olacaksınız.

Nasıl bıraktım?

İlk açlık orucumu yaptıktan sonraki gün yine sigara içtim. (yaklaşık 2 ay önce). Fakat, içerken içimde bir ses vardı bana seslenen, bunu fark ettim. “Yapma” diyordu, “temizlendik, kirletme” diyordu. Dedim ya, kendinizle konuşun diye. Kendiniz ile konuşan biri olursanız, duyarsınız bu sesleri. Kendi kendine konuşmak değil, konuşmamak deliliktir aslında. Söylenenleri duyarsanız, onlara uyarsanız, sağlıklı yaşarsınız. İlk içtiğim sigarayı zorla bitirdim. İkinciyi içerken vicdanım daha fazla dayanamadı. Yarısında söndürdüm. Bu organlar beni yaşatmaya çalışırken, her biri bütün kötü koşullara rağmen işini Rablerinin emrettiği gibi yaparken, he hele bana “yapma” diye yalvarırken içemezdim sigara. Böyle mülahazalarınız olsun. Vücudunuzdaki en minik noktalarda ne işler yapılıyor, vücudunuz siz tv izlerken kimlerle ne savaşlar veriyor.. o savaşlar inanın arabanızı çizen kişiyi yakalamanızdan, park yeri davanızdan, iş yerinizdeki bir sorundan çok daha fazla önemli. Çünkü kanser dediğimiz hastalık sadece 1 hücrenin “ben oksijensiz yaşayabiliyorum” demesi ile başlar ve çevresindeki hücrelere “gelin size de öğreteyim” demesi ile devam eder, Ölüm ile son bulur. Hücrelerden oluşmuş vücudumuza karbonmonoksit, karbondioksit ve başka bir sürü kanserojen gazı çekerek o hücrelere, dolayısı ile organlara yazık etmiyormuyuz? Acilen akciğer nakline ihtiyacınız olsa ve %100 doku uyumlu bir ciğer bulsanız, bunu kaç liraya alırsınız? Çok şükür ki, buna gerek yok. Çünkü siz buna sahipsiniz.
Koruyun..

 

FAHRİ CİNDOĞLU

Yazar: Umut AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir